Lenf bezi kanserleri giderek daha tedavisi mümkün bir hastalık haline geliyor. 2010 yılına gelindiğinde bir zamanların ölümcül hastalığı olan ve yüksek nüks şansı ile giden yaygın büyük B Hücreli Hodgkin dışı lenfoma olarak bilinen lenfomanın bir alt grubunda Bortezomib isimli bir ilacın klasik tedaviye eklenmesi ile, daha iyi tedavi yanıtları alınabiliyor.

Prof. Dr. Burhan Ferhanoğlu, Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi Hematoloji Bölüm Başkanı- Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İçHastalıkları Hematoloji Bilim Dalı

Doç. Dr. Mustafa Çetiner, Vehbi Koç Vakfı Amerikan HastanesiHematoloji Bölümü

İlk Tanı Sırasında Yüksek Doz Kimyasal Tedavi Yarasız

Bir dönem bu hastalığın tedavisinde ilk tanı sırasında uygulandığında tedavi başarısını arttırabileceğine inanılan, kemik iliği nakli destekli çok yüksek doz kimyasal tedavi uygulamasının yararsız olduğu, net olarak anlaşıldı. Bu tür uygulamalar hastalığın nüksettiği durumlarda uygulanmakta ve yararlı olmaktadır.

Ağır Kalp Rahatsızlığı Olan Lenfoma Hastalarının Tedavisi

Ağır kalp hastalığı olup lenfoma gelişen kişilerin tedavisi, yakın zamana dek büyük bir sorun teşkil ediyordu. Tedavide kullanılan ve kalbe toksik etki yaptığı bilinen bir ilaç yüzünden, etkin tedavi verebilmek önemli bir sorundu. Çünkü hastalar bu ilacı kalpte yarattığı istenmeyen etki yüzünden alamayabiliyordu. “Etoposide” adı verilen bir kimyasal tedavi ajanının, kalbe toksik olan klasik ilacın yerine kullanılabileceği ve bu değişikliğin tedavi etkinliğini değiştirmediği bildirildi. Bu bulgu kalp sorunu olan hastaların lenfoma tedavilerinin de etkin verilebileceğini kanıtlıyor.

Yavaş Seyirli Lenfomalar

Yavaş seyirli lenfomalar uzun süre sessiz kalmalarına ve yavaş ilerlemelerine rağmen, kanser pratiğinde tedavisi en zor hastalık gruplarından birisi. Ancak son yıllarda “akıllı moleküller” olarak bilinen kimi molekülerin tedavide kullanılmaya başlaması ile, hekimlerin ve hastaların yüzleri daha da gülmeye başladı. “Rituksimab” ve “ibritumomab” isimli akıllı ilaçlar ile yapılan tedaviler sayesinde özellikle “folliküler lenfoma” yaşam süresinin uzadığı biliniyor. Rituksimab ve bunun Yitrium 90 ile işaretlenmiş şekli olan ibritumomab doğrudan lenfoma hücrelerini bulup onları ortadan kaldırıyor. İbritumomab, Yitrium 90 ile bir de üstüne neredeyse hücresel radyasyon tedavisi (ışın tedavisi) uyguluyor.

Rituksimab, lenfoma tedavisinde 2000’li yıllara damgasını vuran bir ilaç. Lenfoma hücrelerini üzerlerinde taşıdıkları bir işaret ile tanıyan ve doğrudan bu hücreleri yok eden Rituksimab sayesinde, lenfomada tedavi başarı oranı neredeyse ortalama %15 arttı. GA-101 olarak bilinen ve Rituksimab benzeri yeni bir molekülün yavaş seyirli lenfomaların tedavisinde çok daha etkili gibi görünüyor. Bu tedavi yakın gelecekte Rituksimab tedavisinin yerini alabilir, ancak beklemek gerekir. GA-101 ile ilgili çalışma sonuçları tıp çevreleri tarafından merakla bekleniyor.

Akut Lösemiler

Kan hastalıkları denince akla ilk akut lösemiler geliyor. Akut lösemiler ani başlangıçlı çoğu zaman ileri derecede halsizlik, derin kansızlık, kanama, ciltte morluklar veya tedaviye dirençli infeksiyonlar ile günler içinde ortaya çıkan bir grup hastalık. Tedavisinde halen ciddi sorunlar yaşanan ve ölümcül seyredebilen akut lösemiler, kan hastalıkları alanında üzerinde en çok çalışma yapılan hastalık gruplarından biri.

2010 yılına gelindiğinde halen yapacak çok şey olduğu kesin. Özellikle ileri yaştaki lösemi hastalarının tedavisinde çok ciddi bir sıkıntı var ve ne yazık ki, yeni gelişmelere bakarsanız bu sıkıntı bir süre daha devam edecek. Sadece Klofarabin isimli ilaç ile daha iyi yanıtların alındığı söylenebilir.

Kronik Lösemiler

Kronik lösemiler ise akut lösemilerden farklı olarak klinik seyri daha yavaş ve iyi olan lösemiler. Özellikle KML olarak bilinen lösemi tipi, sadece ağızdan alınan bir ilaç ile tedavi edilebiliyor. Eskiden kemik iliği nakli gibi zor tedaviler ile ancak kontrol edilebilen hastalık, kan hastalıklarının sorunlu hastalıkları arasından hızla çıkıyor.

Sadece KML tedavisinde değil aslında tıpta bir çığır anlamına gelen “hedefe yönelik” tedavilerin öncüsü “imatinib” ile 8 yıllık takip sonunda hastalarının %85’inin hastalıksız yaşadığı bildirildi. İmatinibe yanıtsız %15’lik hasta grubunun da karamsarlığa düşmemesi gerekir. Nitekim yeni geliştirilen ve nilotinib olarak bilinen molekülün imatinib’den kimi durumlarda daha etkili olduğu gösterildi.

İlaçlar Kesilirse…

Yeni KML tedavisi ile alınan bu yüz güldürücü sonuçlar yeni soruları da gündeme getirmeye başladı. Bu kadar iyi yanıt sonrası acaba bu hastalar ilaçlarını ne kadar süre kullanmak zorundaydılar? Yani acaba bir gün hastaların tedavileri kesilse ne olur?

Bilim adamları şimdi bu sorunun yanıtı üzerine çalışıyor. Toplam 3 yıldan uzun süre imatinib kullanan ve 2 yıldır tam moleküler yanıt alınan yani hastalığın hiçbir izinin bulunmadığı 69 hastanın ilaçları kesildi. Bu hastalardan 37’sinde hastalık ilk 6 ay içinde tekrarladı. %45 hastada bir yıllık takipte hastalık hiç geri gelmedi. Daha da iyi haber, hastalık nükseden hastalarda ilaç yeniden başlandığında yine mükemmel bir yanıt elde edilebiliyor.

Sonuçlar açıkça gösteriyor ki, KML gerçekten hematolojinin önemli hastalıklarından biri sayılmıyor artık.  KLL olarak bilinen diğer kronik lösemi türü ise, özellikle erken evrelerde tedavi gerektirmeyen ve genellikle yavaş seyreden bir hastalık. Halen Fludarabin, siklofosfamid ve Rituksimab içeren rejimlerin geçerliliğini sürdürüyor.

Ancak yeni veriler, Rituksimab yerine, “ofatumomab” isimli yeni bir molekülün, çok daha etkili olduğunu ortaya koyuyor Bu yeni birleşim ile her 4 hastadan üçünde tam yanıt almak mümkün görünüyor. Ancak ofatumomab tedavisinin Fludarabin ve siklofosfamid tedavisinde Rituksimab’ın yerini alabilmesi için yeni, ileriye dönük ve hasta sayıları yüksek yeni çalışmalara gereksinim olduğu kesin.

Diğer Önemli Gelişme

KLL alanında bir başka önemli gelişmenin baş aktörü ise Alemtuzumab isimli ilaç. Bu molekül akıllı ilaçlardan olup doğrudan hedefi vuran bir etki gösteriyor. Yukarıda sözü edilen Fludarabin, siklofosfamid ve Rituksimab klasik tedavisi sonrası Alemtuzumab ile yapılan pekiştirme tedavisi ile tedavi yanıtı belirgin artıyor. Ancak dikkat etmek gerekiyor, çünkü hastalarda infeksiyon önemli bir risk faktörü olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle 17p olarak bilinen ve tedavi direncine neden olan özel KLL hastalarında, Alemtuzumab ile pekiştirme yapmanın daha anlamlı olduğu düşünülüyor.

Multiple Myelom

Az bilinen kemik iliği kanserlerinden biri olan Multipl Myelom hastalığı 2001-2006 ABD verileri esas alındığında, bu hastalık ile yaşam süresinin belirgin olarak arttığını müjdeleyebiliriz. Özellikle 65 yaş altında tanı konulan hastalarda yaşam süresi 2000’den önceki veriler ile karşılaştırıldığında iki kat artmış durumda.

Multipl Myeloma tedavisinde bu göz alıcı ilerlemenin nedeni, kuşkusuz ki yeni tedavilerdir. Ancak bu hastaların genetik analiz sonuçlarından elde edilen bilgilerin giderek daha büyük bir öneme sahip olduğu açık. Genetik risk göstergelerinin iyi tanımlanması ve bu risklere uygun tedavi seçimleri sayesinde sağ kalım süreleri de anlamlı artıyor.

Sonuç

Bir zamanlar yüksek doz tedavi ve kemik iliği nakli dışında yaşam sürelerini arttıran başka bir seçenek yokken, son 10 yılda talidomid,  Lenalidomide ve Bortezomib gibi tedavi seçenekleri sayesinde çok anlamlı sonuçlar alınıyor. Talidomid ve Lenalidomide isimli ilaçların kemik iliği nakli sonrasında idame tedavide etkili görünüyor.