sagligimicinGeçen yıl Orlando / Florida’da yapılan Amerikan Ulusal Hematoloji Kongresinin dördüncüsü bu yıl İstanbul’da düzenlendi. Kongreye hematoloji alanında dünyaca tanınmış bilim adamları katıldı.

Dördüncü Amerikan Ulusal Hematoloji Kongresi’nde; lösemiler, multipl myeloma gibi kemik iliği kanserleri ve lenfoma konusundaki yeni gelişmeler ele alındı.

Hematoloji Kongresi nedeniyle düzenlenen basın toplantısına ise kongrenin eş başkanları Prof. Dr. Burhan Ferhanoğlu ve Doç. Dr. Mustafa Çetiner katıldılar. Prof. Dr. Ferhanoğlu ve Doç. Dr. Çetiner, 2010 yılında kan hastalıkları hakkında neler yapıldığı hakkında bilgi verdiler.

Prof. Dr. Burhan Ferhanoğlu, geçtiğimiz yıl, kan hastalıkları alanında önemli gelişmeler olduğunu bildirdi ve hematolojik kanserlerle ilgisi olmayan ama sık görülen bir grup olan immün trombositopenik purpura hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Ferhanoğlu, genç kadınlarda sıklıkla görülen bu hastalığın; vücutta çürük ve kanamalar meydana geldiğini, adet kanamalarının arttığını ve ağız içi kanamalarla kendini gösterdiğini söyledi. Çocuk yaş grubunda da erişkinlerde de görülebilen bu hastalığın; erişkin tedavilerinde bu zamana kadar kortizon kullandıklarını ve yüzde 70 hastanın bu ilaca yanıt verdiğini de belirtti. Kortizonun yan etkilerine değinen Prof. Dr. Ferhanoğlu, uzun süre kortizon kullananlarda yüzde şişme yani “ay dede yüzü” denilen durumun oluşması, şekerin yükselmesi, diyabetin ortaya çıkması, tansiyonun yükselmesi gibi durumlarla karşı karşıya kalınabildiğini ve halen birinci seçenek olarak kortizonu kullandıklarını ancak giderek alternatiflerin arttığını söyledi. Tedaviye direnen ya da söz edilen yan etkiler nedeniyle kortizonu uzun süre kullanamayan hastalarda trombosit yapımını uyaran bazı ajanların bu hastalığın gündemine girdiğini ve yüzde 85 – 90 etkili olduğunu sözlerine ekledi.

MYELODİSPLASTİK SENDROM (MDS)

Prof. Dr. Mustafa Çetiner ise Myelodisplastik Sendrom (MDS) hastalığıyla ilgili bilgi verdi. Bu hastalığın yaşla birlikte arttığını söyleyen Prof. Dr. Ferhanoğlu, MDS’de kemik iliği kök hücrelerinin kusurlu kan hücreleri ürettiğini, 70 yaşındaki popülasyonda 100 binde 20 kişide bu hastalığın görüldüğünü ve bu kişilerin, kemik iliğinin yapamadığı kırmızı kan hücrelerini dışarıdan aldıklarını anlattı. Kan nakli sayısı arttıkça vücutta demir biriktiğini kaydeden Prof. Dr. Ferhanoğlu, bunun da karaciğer ve dalak gibi organlarda birikerek organ yetmezliği yaratabildiğine dikkat çekti. Demiri azaltmanın yararları üzerinde durulmaya başlandığını belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, demiri azaltmanın yararının bilindiğini ancak bu hasta gruplarında kısmen de olsa kan ihtiyacını azalttığının bilinmediğini, yeni çalışmalarla yaşlı grup hastalarda demirin emilimini azaltıcı ilaçlarla kan yapımının bir ölçüde düzeltilebileceğini sözlerine ekledi. Kronik Myeloid Lösemi (KML) hastalığına da değinen Prof. Dr. Ferhanoğlu, bu hastaların daha önce ortalama dört-beş yıl yaşadıklarını ancak bugün kullanılan tedavi yöntemiyle hastaların yaşam sürelerinin 8-10 yıl olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ferhanoğlu şu bilgileri verdi: “Yeni tedavi yöntemi uygulanan hastaların yüzde 80-85’i yaşamını daha iyi standartta sürdürüyor. Ancak sonradan nükseden ya da direnç gösteren hastalar için ikinci jenerasyon ilaçlar geliştirildi ve bu ilaçları kullananların yüzde 50’si de yaşamlarını sürdürebiliyorlar.” Türkiye ve dünyada en sık görülen lenf bezi kanserleri içinde ikinci sırayı alan Folliküler Lenfoma ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Ferhanoğlu, yavaş ve çoğu kez bulgu vermeden seyreden bir hastalık olduğunu ancak ateş, gece terlemesi, belirgin kilo kaybı, lenf bezlerinde anormal büyüme, bu büyümenin yarattığı sorunlar gibi klinik belirtiler görüldüğünde hastalığın tedavi edildiğini ancak bu aşamaya kadar “bekle, gör” stratejisinin izlendiğini vurguladı.

MULTİPL MYELOM NÜKSEDİYOR

Prof. Dr. Ferhanoğlu Multipl Myelom hastalığının ise ileri yaşta görülen kemik hasarı, kemiklerde kendiliğinden oluşan kırıklar, kansızlık, böbrek yetersizliği gibi bulgularla seyrettiğinin altını çizerek şöyle konuştu: “65 yaş altı hastalarda başlangıç tedavilerinden sonra kök hücre nakli destekli yüksek doz tedavi standart yaklaşımıdır ancak bu hastaların önemli bir bölümünde ortalama bir buçuk-iki yıllık süre sonunda hastalık nüksediyor. Son yıllarda kök hücre nakli destekli yüksek doz tedavi sonrası, idame tedavi verilmesi gerektiğiyle ilgili görüşler ağırlık kazanmaya başladı. Yüksek doz tedavi sonrası idame amaçlı kullanılan ilacın, hastalığın ilerleme riskini yüzde 60 azalttığı da önemli çalışmalardandır.”

Web Kaynak: www.sagligimicinhersey.com