Prof. Dr. Burhan Ferhanoğlu, kısa sürede, lenfoma ve lösemiler için doğrudan kanserli hücreleri hedef alan çok yeni moleküllerin gelişeceğini ve halihazırda geliştirildiğini belirterek, “Kemoterapiye gerek kalmadan ağız yoluyla alınabilen bu ilaç tedavisinin olumlu yanıt oranı, yüzde 65” dedi.

Lenfoma ve lösemi tedavisinde kemoterapisiz dönemi başlatacak yeni bir ilaç ile genetik araştırmaların ön plana çıkacağı 6. Hematolojide Yeni Eğilimler Sempozyumu, yarın İstanbul’da başlayacak.

Sempozyum öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Ferhanoğlu, geçen yıl aralık ayında ABD’de Amerikan Hemotoloji Derneği tarafından düzenlenen toplantıda ipuçlarını aldıkları akıllı moleküllerle ilgili önemli bilgilere sahip olduklarını, bunu mümkün olduğunca kısa sürede Türkiye’ye getirmek ve bu araştırmaların Türkiye kolunu oluşturmak için harekete geçtiklerini söyledi.

Akıllı moleküllere ilişkin bilgi veren Ferhanoğlu, şu bilgileri verdi:
“Akıllı moleküllerle bağışıklık sisteminin çeşitli hastalıklarını, lenfoma, lösemi, multiple miyelom hastalıklarını tedavi etmede çok daha güçlü olduğumuzu, bazı sonuçların, yıllarca bu konuda çalışan uzmanları etkileyecek düzeyde gelişmeler olduğunu ifade etmek isterim. 10 yıl öncesine baktığımızda taş devrinden, bugün çok daha akıllı moleküllere geçmeye başladık. Kanser hücreleri üzerinde bazı antenler, reseptörler var. 10 yıldır kullandığımız ve reseptörü hedef alan moleküller olduğu gibi antenleri hedefleyen çeşitli moleküller geliştirildi. Bunun yanında son bir kaç yıldır şunu anladık; kanser aslında bulunduğu yerdeki hücreler tarafından besleniyor, adeta kollarıyla etraf dokuya yapışmış.”

“EN REVAÇTA OLAN MOLEKÜL, 1-2 AY İÇİNDE TÜRKİYE’DE”
Kanserli hücrelerin çoğaldığını, bu çoğalmanın hücre içindeki sinyaller aracılığıyla oluştuğunu anlatan Ferhanoğlu, birkaç yıldır bu sinyalleri çeşitli noktada durduracak molekülleri tespit etmeye ve bu moleküllerin etkisini araştırmaya başladıklarını söyledi.

Ferhanoğlu, bu moleküllerden en önemlisinin bir iki ay içinde Türkiye’de de kullanılmaya başlanacağını dile getirerek, sinyal iletimini durduran ve şu an en revaçta olan bu molekülle ilgili sağlık bakanlığı’nın son derece hızlı karar aldığını, bu molekülün yalnızca araştırma amaçlı kullanılacağını kaydetti.

Bu molekülün yan etkilerinin kemoterapiyle kıyaslanmayacak kadar düşük olduğunu vurgulayan Ferhanoğlu, molekülün günlük yaşam kalitesini etkilemeyeceğini belirtti.

Normalde insandaki hücrelerin bir süre yaşadığını ve öldüğünü ancak kanser hücresinin ölümsüz olduğunu anlatan Ferhanoğlu, “Kanser hücresinin onu da genetik modifikasyonla kazandığını biliyoruz. Genetik modifikasyonla ölümsüzleşen kanser hücresine ölüm sinyalini göndermek için planlanmış ajanlar var” dedi.
Ferhanoğlu, akıllı molekülle hedeflenenin, hastalıkları ölümcül olmaktan kurtarmak, ağrı veren, kilo kaybına yol açan konumdan, hastayla birlikte yaşanabilir kronik bir hastalık haline getirmek olduğunu söyledi.

Kanser hücresinin yüzeyindeki antenlere etki eden akıllı bir ilacın bugün 19 aylık yaşam avantajı sağlayabildiğini anlatan Ferhanoğlu, bunun gibi yüzü aşkın ajanın geliştirildiğini belirtti.

“HEMATOLOGLARIN KORKULU RÜYASI”
Prof. Dr. Ferhanoğlu, çevreden beslenen kanser hücresini yeniden düzenleyip, bu beslenmeyi ortadan kaldıran ajanların olduğunu belirterek, bu ajanların multiple miyelom ve lenfoma türlerinde kullanıldığını kaydetti.

Hematologların korkulu rüyasının “Delesyon 17” denilen mutasyona uğramış kronik lösemi olduğunu ifade eden Ferhanoğlu, bugün için bu akıllı molekül kullanılmazsa hastanın agresif bir kemoterapi alması ve kemoterapiden sonra kök hücre nakline gitmesi gerektiğini anlattı.

Bu hastalığın tedavisinin çok zor olduğunu ve hastada çeşitli virüslere yol açtığını aktaran Ferhanoğlu, bir tek akıllı molekülün yüzde 80’i aşan bir başarı şansıyla hastanın yaşamını sürdürmesini sağladığını anlattı.

“LENFOMA VE LÖSEMİ TEDAVİSİNDE ÇIĞIR AÇACAK YENİ MOLEKÜL”
Lenfoma ve lösemi tedavisinde çığır açacak yeni moleküle ilişkin bilgi veren Ferhanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Lenfomaların yaklaşım yüzde 80’inin kaynağı, akyuvarların bir türü olan B lenfositlerde meydana gelen mutasyonlardır. Pek çok genetik nedenden ötürü bir lenfosit hücresi, kanser hücresine dönüşerek zamanla çoğalıyor ve kemik iliğinde lenf düğümlerinde normal lenfositlerin yerini alıyor. Bu hücreler, normal lenfositlerin aksine enfeksiyonla mücadele etme yeteneğini kaybediyor. İşte bu yeni molekül, kanser hücresine dönüşen lenfositleri hedef alıyor ve kanserli hücrenin çoğalma sinyalini durduruyor.”

Lenfositlerdeki değişime neden olan genetik yapılar çözüldükçe bu tür ve benzeri ilaçların da çoğalacağını belirten Ferhanoğlu, “Belki kısa sürede lenfoma ve lösemiler için doğrudan kanserli hücreleri hedef alan çok yeni moleküller gelişecek ve halihazırda geliştiriliyor da… Kemoterapiye gerek kalmadan ağız yoluyla alınabilen bu ilaç tedavisinin olumlu yanıt oranı; yüzde 65. Üstelik henüz ülkemizde onay almayan ilaca hastalar Türkiye’deki klinik araştırmalar yoluyla ulaşabilecek” dedi.

“MULTİPLE MİYELOMDA YAŞAM SÜRESİ 10 YILI AŞTI”
Amerikan Hastanesi Hematoloji Birimi’nden Prof. Dr. Mustafa Çetiner de sempozyumu düzenlemekteki amaçlarının, kemik iliği, lenf bezleri ve kan kanserlerindeki gelişmeleri kamuoyuyla paylaşmak olduğunu belirtti.

Sempozyumun önemli konuşmacılarından birinin, bir çeşit ilik kanseri olan multiple miyelom alanında son derece iyi bilinen ABD’li Dr. Brain Durie olduğunu anlatan Çetiner, günümüzde Dr. Durie’nin yaptığı sınıflamayla hastaları tedavi ettiklerini ifade etti.

Çetiner, sempozyuma ayrıca Uluslararası Miyelom Vakfı Başkanı Susie Novis ile hasta hakları savunucusu Arin Assero’nun da katılacağını kaydetti.

Türkiye’de klinik çalışmalara alınan hastaların “kobaymış” gibi algılandığını ifade eden Çetiner, “Test edilmemiş ama ileride etkili olabilecek bir ilacı erkenden kullanma, yaşama tutunma şansı doğuruyor. Bir kan kanseri olan multiple miyelom hastalığında, 1900’lü yıllarda 4-5 yıl gibi iyimser bir tahminle ortalama ömür biçiliyordu. Bu hastalıkta 65 yaş üstünde bugün yapılan çalışmalarla yeni eklenen ilaçlarla yaşam süresi 10 yılı aştı. Bu hastalar artık toplumda kronik hasta gibi algılanıyor” diye konuştu.

Kanserle ilgili Türkiye’de ciddi bir farkındalık olduğunu anlatan Çetiner, “Eskiden insanların neden öldüğünü çok iyi bilmiyorduk. Herkes kontrolünü artık yaptırıyor. Türkiye’de kanserin arttığını söyleyebiliriz ama bu artış bence sağlıklı bir artış” dedi.

AA

Kaynak: www.haberturk.com